26 Mart 2017 Pazar

Bağımlılıklar

Uzun bir süre sonra, bu başlıkla geri dönmek istedim. Ne kadar dönüş yapabiliyorsam geriye o kadar dönüş yapabiliyorum. Uzun bir macera sonrası dinlenmem gerektiğine, yine kendi kendime kaldığıma ve bu huysuz başımı kaleme kağıda klavyeye sokmam ve kaldırmamam gerektiğine kanaat getirdim. Çünkü kaldırdığım anda, güçsüz ve bağlı "modern" insanın, acizliğiyle harap oluyorum. Ben, evet ben de bir bağımlıyım.

Gençlerimiz, benim de içinde bulunduğum kaosun ve düzenin ordusu olacak istikbal, biz müptelayız. Bir değil, birden çok şeye. Bize yüklenilen sorumluluklara, bizden habersiz saman altından oluşturulan basmakalıp vizyonlara, örnek davranışlara ve asla düşünüldüğü gibi çıkmayacak olan kusursuz rol modellerine -yani mahalle abilerine, komşu çocuklarına, aşık olduğu kıza, siyasi liderlere...- bağlı olarak yaşamayı kafamıza koyduk. Bu yolda, hiçbir zaman olamayacağımız şeyleri veyahut sahip olamayacağımız şeyleri arzuladığımız bu yolda, başarısızlıklara uğradık. O kusursuz olması gereken insan nasıl başarısız olurdu? Nasıl matematik çözemezdi? Nasıl o kıza sahip olamazdı? Sigara içmekten o mükemmel insana ne zarar gelirdi? O kendi gibi muhteşem özelliklerle donatılmış dostuyla arası nasıl bozulurdu?.. Saydıkça niteliksizleşen, ama bütün dertlerimizin temellerini oluşturan sorularla boğulmaya başladık. Biz boğulurken, psödö can simitleri atıldı önümüze tabiricaizse. Bilinçaltımıza nakış nakış işlendiler, onlar bizim biricik bağımlılıklarımız.

Bağımlılıkların temellerine gidelim; karşımıza eski insanların açıklayamadığı şeylerden, vahşilik içgüdüsünden, yaşam geçiminden kaçışı canlanır gözümüzde. Şüphesiz, "tanrılar"a adanan adaklar, doğa olaylarına tanrısallıklar yükleme, ve tek tanrı inancını doğrudan reddemese de kendisine yine kendisini sorumluluktan kurtaracak vasıtlar oluşturma eylemi çıkacak karşımıza.
Zamanla düşünürler, peygamberler ve bilim insanları; ne'yi, neden'i ve nasıl'ı açıklamaya çalıştılar. İnsanoğlu modern çağa çok uzun devrimler silsilesi ile ulaştı.

Fakat bizi geriye götüren bir şeyler var sanki. Çevre ile etkileşimimiz sonucu oluşan,belki de,bu bilinçaltı kronikliklerini aşamadık mı? Hatta ve hatta, günümüz imkanları reklamları; özenmeleri, bizi daha da kalıplaştırdı mı? Artık siyasi görüşlerimize, aile yapılarımıza, milletimize göre gibi kriterlerle kodu girilen fabrika ürünleri olarak mı katılıyoruz topluma gerçekten? Ve buna karşı tepkilerimiz bizi daha da çıkmazlara mı sürüklüyor? Aile baskısından, sınav stresinden, aşk acısından kaçan birey; maddi bağımlılıklarına tutunuyor. Cinsel ve toplumsal kimliğinden hoşnut olmayanlar, hayali arkadaşlıklarla dolu sanal dünyaya hapsediyor kendini.
Sonuç; kimse kimseyi tanımıyor. Kişi, kendini bile tanıyamıyor.
Kişi, eski çağın klasik anlayışından çok daha uzakta gibi görünüyor, fakat artık yavaş yavaş atomlara tapan bir neslin ayak sesleri duyuluyor. Ateizme gönderme değil, maddenin temeline olan aşktan bahsediyorum. Haydan Huya gitmenin modasının geçmesinden bahsediyorum aslında. Şimdi bir müptelalıktan, bir başkasına kaçış söz konusu.

Bir küçük mavi şirin düşünün, Gargamel'in vahşi kedisi Azman onu kovalıyor olsun. Azman'ı görüyor,  yaklaştıkça çeşitli taktiklerle yönünü değiştiriyor. İşte filmlerde gördüğümüz, ara sokak muhabbeti falan gibi. Bu küçük şirin, neyden kaçtığını çok iyi bilmektedir ve aslında bir nevi mücadele etmektedir. Öbür taraftan, bir başka şirin düşünelim, kendisine Azman'ın yaklaşmakta olduğu ve kaçması gerektiği başka bir şirin tarafından ,mesela şakacı şirin tarafından, duyurulsun. Ve bu saf şirin, sadece kaçsın.  Nereye, nasıl ve neden kaçtığını bilmeden yönsüz bucaksız kaçsın. Sırf Şakacı'ya inandığı, ve korkuları düşünmesini engellediği için bu şirin sürekli koşacak, en nihayetinde  Azman kedimizin yuvasına kendi ayakları ile gidecek ve yem olacaktır.

Şu saatten sonra yeni bir peygamberi veyahut, çağ açacak düşünürlerin gelmesini bekleyemiyoruz. Çünkü oldukça farklı, ve güdülü bir sistemde yaşıyoruz. Ama eğer, biraz olsun korkularımızı yenmeyi,düşünceyi ve sorgulamayı başarabilirsek; Şakacı Şirin'e de Azman'a da rastlamayacağımıza eminim.
Kendimizi toplum içinde ve sözde kimliğimizde güçlü hissettirecek şeyler, genelde içerede bizi yıpratır.

Tümdengelip kendinize iyi bakın. Nokta,bitti.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder